Konferans. Prof. Dr. Hacı Yunus APAYDIN Naslar ve Hayat Arasında Fıkıh.

05 Aralık 2019 Perşembe

26 Kasım Salı günü Fakültemize ziyarette bulunan Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslâm hukuku hocalarından Prof. Dr. Yunus Apaydın fakültemiz konferans salonunda, “Naslar ve Hayat Arasında Fıkıh” adlı konferans verdi.
Prof. Dr. Yunus Apaydın Fıkıh; genel olarak şeriatın anlamını tespit edip vakte taşıma zihni, entelektüel düşünme faaliyetinin adıdır. Burada iki şeye vurgu vardır: Naslarda mündemiç olan temel amaçların temel anlamları tespit etmek ve bunları anlayıp içinde yaşadığımız zamana taşımak… Fıkhın bir yüzü, nasları anlamak ve anlamı tespit etme bağlamında din ve şeriata yani naslara, diğer yüzü de içinde yaşadığımız zamana dönüktür. Yani geriye dönük olarak, anlamak ve anlamı tespit etmek; içinde bulunduğumuz vakte ilişkin olarak da yorumlamak ve uygulamak gerekmektedir.
Modern dönemdeki fıkıh uygulamalarıyla ilgili bu döneme ilişkin gözlemim, tasvirim; içinde yaşadığımız çağa kadarki fıkıh faaliyetleri kaçak güreşmek gibidir. Modern dönemde artık Şâri‘nin maksadını naslar ekseninde, içimizde yaşadığımız çağda gerçekleştirmek değişik sebeplerle epey zorlaşmıştır. Fıkıh, şimdileri mümkün bir iş olmaktan çıkmıştır. Bizler bu modern dönemde, tam anlamıyla, mükemmel manasıyla fıkıh yapamadık ama değişik tarzlarda fıkıh dediğimiz şeyler yaptık.
Modern dönemdeki fıkıh uygulamalarıyla ilgili ikinci tasvirim telfikçiliktir. Ben bunu yamalı bohça fıkhı olarak nitelendiriyorum. Modern dönemdeki fıkıh faaliyetinin temel vasfı budur ve bir hayli yaygınlıktadır.
Modern dönemdeki fıkıh telakkilerine dair üçüncü tasvir, uzay boşluğunda fıkıh, periferi fıkıh anlayışıdır. Kendi kendimize gelin güvey olacak şekilde bir fıkıh anlayışı, hayatla olan, başkalarıyla olan bağlantısını kurmadan, toplumun telakkilerinden uzak bir fıkıh anlayışı Bu tür şeyler insanların kendileriyle din arasına mesafe koymasına yol açtı.
Geleneği sahih bir şekilde inşa etmek mutlak surette gelenekle sağlıklı bir ilişki kurmaktan geçmektedir. Bu sahih bir fıkıh ve İslâm düşüncesi ortaya koymanın en temel zemini, bir bina yaparken temel yapmak gibi, geçmişle irtibatımızı sağlam bir şekilde kurmaktan geçmektedir.
Gelenekle ilişki söz konusu olduğu zaman günümüzde 3 yaklaşım vardır:
1. Red ve inkar: Gelenekten kurtulmaya çalışan bir yaklaşım… Geleneği kabul etmiyor, itham ediyor, suçluyor, “anlamamışlar”, “yanlış anlamışlar”, “Şu ayeti hiç kimse anlamamış.”, “yanlış anlamış”, “İslâm düşüncesi çamura battıysa bunun sebebi gelenektir. Dolayısıyla bundan kurtulmak lazım.” gibi yaklaşımlar bu akımın tavırlarına örnek gösterilebilir. İsim vermeden söylemek gerekirse, modernistler, ıslahçılar ve Kur’ancılık (Kur’an bize yeter) anlayışı buna örnek gösterilebilir. Bu düşünce yapısı sahih dinden uzaklaştırıcıdır. Bununla mücadele etmek gerekmektedir.
2. Geleneği aynen sürdüren anlayış: Geleneğe önem veriyor, fakat bu akımın yanlışı içinde yaşadığı zamanı tanımıyor. “İmamlar çok çalışmış, geriye yapacak bir şey bırakmamışlardır.” anlayışı bunların tavırlarına örnek gösterilebilir.
3. Telfikçi anlayış: Geleneğe saygılı ama 40 ambar muamelesi gibi, seçip almaktan yana bir yaklaşım tazları var.
Üç yaklaşım da yanlıştır. Daha önce ifade ettiğimiz gibi çözüm, gelenekte oluşmuş bir mezhep içerisinde ekol sistematiği içerisinde üretim yapmak gerekmektedir. Gerekirse mezhebi revize ederek, bazı parçalarını değiştirerek ama o sistematik içerisinde üretim yapmamız gerektiğini, aksi takdirde Müslümanca bir yasayış gerçekleştirmemizin mümkün olmayacağını düşünüyorum.
Bunların ilk ikisi bir hayli önemli ve bizi geleneğe mensup yapan şey de odur. Öncelikle geçmişte, gelenekte ne olduğunu anlayacağız. Bazıları günümüzdeki telakkilere uymayan Hz. Aişe’nin yaşı, kölelik gibi geçmiş dönemdeki mevcut uygulamaları değiştirme ya da yok sayma yoluna gidiyorlar. Mesela kölelik uygulaması bağlamında şunu belirtmek gerekir. Adalet idesi evrenseldir. Ama bir çözümün her zaman adaleti sağlaması evrensel değildir. Hukuk evrenseldir, hukuk değişir. Adalet fikri idesi evrenseldir ama somut düzenlemenin kendisi evrensel olamaz.
Sonuç olarak, fıkhın öncelikle insan ilişkileri düzen, bir de değer/ahlak boyutu vardır. Fıkıhla ilişkili bir görüş ortaya attığımız zaman değer boyutunu ihmal etmememiz lazım. Çözümlerimizin mutlaka objektif anlamda ahlaki bir temele oturması gerekmektedir. Şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Yunus Apaydın öğrencilerden gelen soruları cevaplayarak konferansını tamamladı.